17 Aralık 2010 Cuma

BARSELENO ANILARI 1

BARSELONA'YA VARIŞ VE KONAKLAMA:

8 Nisan 2009 çarşamba günü, İstanbul Atatürk Havaalanı'ndan saat 14.30 da havalanan uçağımız, Barselona'ya, İspanya'nın yerel saati ile ssat 17.00 de ulaştı.Otele gitmeden önce, otobüslerle Barselona panoramik turu yapıldı. Panoramik turdan sonra, otelimize giderken; gün ertesi ve daha sonraki günlerde yapılacak ekstra turlara katılmak isteyenler belirlendi.9 Nisanda yapılacak ''Barselona Şahaserleri'' turu için kişi başı 30 Euro ödenirken, Girona ve Figueres turu için kişi başı 65 Euro, Andorra Prensliği turu için de yine kişi başı 65 Euro ödenmesi istendi. Eşimle ben bu turların hepsine katılma kararı aldık.  
 Barselona'nın, kent merkezinin de dahil olduğu 6 bölgeden oluştuğunu söylüyor rehberimiz. Otelimizin 2. bölgede, Molins De Rei denilen bölgede, kentin dışında, 3*yıldızlı; yeni, temiz, güzel olduğunu öğreniyoruz.Metronun bu bölgeye henüz ulaşmadığını, ancak, otelimize 10 dakikalık bir yürüme mesafesinde tren istasyonu bulunduğunu ve 30-40 dakikada kent merkezine, Katalunya Meydanına ulaşabileceğimizi de öğreniyoruz bu arada.        
   9 Nisan Perşembe sabahı, otelde sıkı bir sabah kahvaltısı yaptık. kahvaltı açık büfe olup, her şey vardı. Gün boyu enerjimizi sağlayacak gıdamızı aldıktan sonra rehberimiz Orhan'ın eşliğinde, bizi bekleyen otobüsteki yerlerimizi alıyoruz. Kent merkezine ulaşmak için, trafik durumuna göre, 45 dakika ile bir saatlik bir süreye ihtiyaç olduğunu olduğunu öğreniyoruz.
 Barselona'nın panoramik bir görüntüsüyle karşılaşabilmek ve fotoğraflar çekebilmek için, gezimize, Barselona'ya hakim olan Montjuic tepesinden başlamanın uygun olacağını söylüyor. Gerçekten de yolculuk bir saatten fazla sürmüş ve kent merkezine giriş saatimiz 10:11 olmuştu.Rehberimiz Orhan, kent merkezine gelinceye kadar olan sürede, Barselona ve tarihçesi hakkında bizleri bilgilendiriyor.    
 Verdiği bilgilere göre;Barselona, İspanyanın doğu sahilinde yer alan Özerk Katalanya bölgesinin başkentidir. Nüfusu 4 milyon civarında olup, İspanya'nın ikinci büyük kentidir. İspanya'nın Paris'i olarak adlandırılan Barselona'da; ana dil Katalanca olup, İspanyolca,
ikinci dil olarak kullanılır. Bazı Katalanlar tarafından,İspanyolca dili kullanılmaz bile.Katalanlar, Katalanca dili dışındaki dillere de pek yüz vermezler, İngilizce konuşmaktan hoşlanmazlar. Rehberiniz olmadığı zamanlarda, anlaşabilmenin en iyi yolu, vücut dilini kullanmaktır.
M.Ö 230 yılında kurulmuş olan Barselona'nın tarihi,İspanya'dan eski.Barcino olarak bilinen kent, Kartacalı Hamilcar Borca tarafından kurulmuş.Stratejik konumu, limanı ve doğal kaynaklarının zenginliği nedeniyle, sürekli olarak, yabancıların istilasına uğramış. M.Ö 218 yılında Romalıların hakimiyetine girmiş. Ancak, eyaletin başkenti Tarragona'ya oranla, bölgede ikinci derecede rol oynamış. 5. yüzyılda, Roma'nın zayıf düşmesiyle; önce Vizigotlar, sonra da 8. yüzyılda Magribiler tarafından yönetilmiş.
Romalılar geldiğinde; yollarını, sulama kanallarını ve su kemerlerini yapmışlar. Müslüman Araplar ve Yahudiler ise Avrupa rönasansının temelini oluşturan sanatın, bilimin, felsefenin ve sermayenin taşıyıcısı olmuşlar.Sonraki yıllarda, Katalan kontları, kendi aralarındaki birliği sağlayarak, 12. yüzyılda yönetimi devralmışlar. 12. ve 16. yüzyıllar arasında Barselona, Modern İspanya'nın büyük bölümüyle, Akdenizin de bir bölümünü içine alan Katalan İmparatorluğunun başkentliğini yapmış.1492 yılında, İspanya'nın,  Avrupa'nın en büyük imparatorluğu olduğu dönemde, Müslüman ve Yahudi vatandaşların İspanya'dan kovulma kararı çıkınca, can derdine düşen binlerce Barselona'lı, bir gecede Hritiyan olmak zorunda kalmışlar.

Nihayet Montjuic tepesine ulaşıyor ve Barselona'yı  panaromik   olarak görebileceğimiz bir yere, daha
doğrusu kente hakim bir kafeye yerleşiyoruz. Barselona’yı şöyle bir yukarıdan görmek isteyenlerin  Montjuic Tepesine çıkmaları gerekiyor. Katalanca da, Montjuic “Yahudi Tepesi” anlamına geliyor. Bu tepeye araçla çıkabileceği gibi teleferik ile de çıkılabiliyormuş. Buradan  tüm Barselona’yı görmek mümkün.

Montjuic, Barselona’nın güneybatısında yer alan çok yüksek bir tepe.Yüksekliği 213 metre olup, Olimpik stadyum ve ulusal sanat müzesi de buradadır. Bulunduğumuz noktadan Colon Meydanına bakıyoruz.Meydanın ortasında Colon heykeli ve ileride sağda liman yer alıyor. Liman, yeni liman olup Portvell olarak biliniyor. İlerisinde kilometrelerce uzanan plajlar yer alıyor.

Amerika kıtasına, 1492’den başlayarak on yıl içinde dört inanılmaz yolculuk yapan Kolomb, yeni toprakları Hıristiyanlaştırma arzusuyla yanıp tutuşan Kastilya Kraliçesi İsabel ile yaptığı anlaşma gereği, gezi boyunca keşfettiği ada ve toprakların genel valisi ve yöneticisi unvanlarını taşıyacaktır. Ayrıca, bulunan altın, inci, baharat ve değerli ürünlerin onda birini alacaktır.
Arkamda Colon heykeli, liman ve teleferik kulesi yer alacak şekilde pozisyonumu aldıktan sonra, eşim fotoğrafımı çekiyor. Böylelikle,bu bölgede de ölümsüzleşmiş oluyorum. Barcelona Limanı, denizci kaşif Kristof Colomb’un görkemli heykeli karşıladığı turistlerin şehri kucaklaması için elinden geleni yapan anlamlı kılan en şehrin güzel yapılarından biri.                  
Barcelona Limanı sadece liman olmakla yetinmiyor. Orası İspanyollar için aynı zamanda kültür vesanat merkezi. Zaman zaman liman içinde yapılan su gösterileri ile, zaman zaman bir resim sergisi ile karşılıyor turistleri. Port Vell'deki alış veriş merkezi Maremagnum’a uzanan tahta iskele, yat limanına ve Dünya Ticaret Merkezi’ne karşı deniz manzaralı fotoğraf çekmek isteyen turistlerin akınına uğrar.                                          
Maremagnum’un hemen bitişiğinde bulunan L’Aquarium, denizde yaşayan her türlü hayvan ve bitkinin sergilendiği devasa akvaryumların bulunduğu bir merkez. Avrupa’nın en büyük akvaryumu kabul edilen L’Aquarium’u görmek özellikle çocuklar için oldukça maceralı bir gezi. Serbest günümüzde, liman bölgesini gezerken,.eşim, böyle bir akvaryumu daha önce görmüş olduğunu söyledi. Zaman, altın değerinde olduğundan, akvaryumu görmeden geçip, başka bölgeleri tanımaya çalıştık.

Bir kez daha Colon Meydanına baktığımızda, Barselona’nın sembolü olan ve 1888’e tarihlenen Kristof Kolomb heykelinin tekrar fotoğrafını çekiyoruz. Yaklaşık altmış metre yüksekliğinde olduğundan, yakından, alanı ve heykeli fotoğraflamanın olanağı yok. Sütunun içindeki bir asansörle heykelin tepesine çıkılabiliyormuş. Yine, zaman darlığından,çıkma    çıkma fırsatımız olmadı. 
Barselona'nın panoramik fotoğraflarını çektikten sonra, Munjuic tepesini kısa sürede turlayarak,otobüslerdeki     yerlerimizi alıyoruz. Barselona'ya damgasını vuran ünlü mimar Gaudi'nin, en çarpıcı eserlerinden biri olan Güell Parkı görmeye gideceğiz.Tepeden aşağı inerken, otobüsten, Olimpiyat stadyumunun fotoğraflarını çekiyorum. 




                                                           

13 Aralık 2010 Pazartesi

MADRİD ANILARI 8

Madrid merkezli İspanya turumuzun dördüncü gününde, sabahın erken saatlerinde, otelimizde sıkı bir kahvaltı yaptıktan sonra, rehberimiz Demir beyin eşliğinde otobüsümüze binerek Toledo'ya hareket ettik. Toledo'ya ulaşmak için, bir saatten fazla bir zaman gerektiğinden, Demir bey, İspanya tarihinin yanısıra, Toledo'nun tarihçesinden de sözetti.
 Toledo; ortaçağda Hristiyan, Müslüman ve Yahudi kültürlerinin kaynaştığı bir yer olmuş ve Toledo Katedrali de bu dönemde inşa edilmiş.  Aynı yerde daha önce bir vizigot katedrali, daha sonra da bir cami varmış.

Üç büyük dine ev sahipliği yapan Toledo'da; kilisenin yanısıra, endülüs döneminden kalma iki küçük camii ve bir sinagog da bulunuyor. Kentin en önemli yapıtlarından biri, Toledo Katedrali olup,
İspanya'nın en büyük üçüncü katedrali. Gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri.      
Gotik tarzının önemli özelliği sivriliktir.Yaygın kubbeler yerine, dilimli kubbeler, yuvarlak kemerler yerine, sivri ve birbirini kesen kemerler kullanılmıştır. Dini yapılarda aranan diğer bir husus ise büyüklük ve yücelik hissinin uyandırılmasıdır. Pencerelerin bol olması, pencere camlarının renkli olması, çatılardaki okumsu kuleler dikkati çeken diğer özelliklerdir.
 Yapımına 1226 yılında başlanmış ve 226 yıl sonra bitirilebilmiş.
Katedralin içi; Valasquez, Rubens, Goya ve El Greco'nun tablolarıyla süslenmiş.
Resimde görüldüğü gibi, katedralin girişi bile muhteşem ve bir sanat şahaseri. Otobüsümüzde bulunan arkadaşlardan biri, El Greco için;
''El Greco gerçekçi bir ressam değildir: Bizans'lı sanatçılar gibi perspektif kurallarına hiç uymaz. Ayrıca garip yansımalı renkler kullanır ve kişilerin hatlarını değiştirip uzatarak üslûbunun en büyük özelliği olan son derece uzun yüzler çizer. Kültürü yaşayışı ve eserleriyle XX. yy. sanatçılarını etkileyen Greco çağdaş resmin öncülerinden biridir.''
diyerek, katedral ve Toledo'daki bazı yapıtları konusunda bilgilenmemizi sağladı.
El Greco, uzunyıllar Toledo'da yaşamış ve belli ölçüde de eserleriyle damgasını vurmuş. Ölünceye kadar Toledo'da kalan El Greco, eserleriyle, kentin değişik yerlerini süslemiş.

İspanya ve Toledo'nun tarihi ile ilgili sohbetimizle, zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmamıştık. Bir anda, Toledo, bütün ihtişamıyla otobüsümüzün penceresinde belirivermişti. En iyi panoramik görüntü alabileceğimiz yerde, otobüsümüz durdu,indik ve fotoğraf makineleri çalışmaya başladı.
Fotoğraf çektiğimiz yerden bakınca; kentin bütün otantik, tarihi ve fiziksel yapısı ortaya çıkıyor. Alkazar ve katedral gibi devasa yapılar hemen dikkat çekiyor.On altıncı yüzyıldaki görünümü, sanki sihirli bir sopayla dokunularak dondurulmuş gibi, tarihi ve otantik yapısı hiç değişmeden günümüze kadar gelivermiş. Bu çok özel yapı ve konumundan ötürü, kentin tamamı, Ünesco tarafından ''Dünya Kültür Mirası Listesi'ne eklenmiş. İspanya ve Toledo'lular da kültür miraslarına sahip çıkarak, gözleri gibi korumuşlar. Bundan  ötürüdür ki, İspanya'ya gelen bütün turistler,
Toledo'yu görmeden İspanya'dan ayrılmazlar. Önemli turizm geliri sağlayan kentlerdenbiri olarak kalır hep.

Yedinci yüzyıldan kalma duvarlar ve Tajo nehriyle çevrili, nehirden 730 metre yüksekteki bir tepeye
kurulmuş olan Toledo, tarihte, hep önemli bir kent olarak ortaya çıkmış.M.Ö ikinci yüzyılda,Romalıların Carpentia başkenti olmuş. İspanya tarihinde önemli bir kilometre taşı olan Toledo şehri; 476’da Batı Roma İmparatorluğu’ nun çöküşünden sonra İberia’ya hakim olan Vizigotlar döneminde İspanya’ya başkentlik yapmış.





711’de; Vizigotlar, İspanya’nın tamamını Kuzey Afrika’dan gelen Araplara kaptırmışlar.  M.S altıncı yüzyılda Vizigot krallığının başkenti olmuş. Sekizinci yüzyılda da Araplar geldiğnde, Cordoba emirliğinin kalesi olarak karşımıza çıkıyor.İspanya’nın kuzeyinde kurulan Leon, Kastilya, Navara, Aragon ve Katalonya gibi Hristiyan İspanyol prenslikleri, ''Yeniden fetih''in başlangıç yıllarında, yani 1085’de birleşerek Toledo’yu geri almış. Yeniden Fetih’in sonucunda Arapların İspanya topraklarından tasfiye edilmesiyle Hristiyanlaşan İberia yarımadasında, Toledo ortaçağ dönemi boyunca çok önemli dini bir  merkez olarak varlığını sürdürmüş.

 Endülüs eğemenliğinin sona ermesinden sonra, 1561 yılına kadar, İspanya'nın başkenti olarak kalmış.1561'de Kral Felipe II, İspanya'nın merkezinde olduğu için şehri başkent yapmayı uygun bulmuş.Bu andan itibaren de, Toledo, İspanyanın manevi ve tarihi başkenti olarak yerini almış.
Pek çok tur rehberi, Toledo gezisi öncesi şu cümleyi kurar diyor rehberimiz Demir bey.
''Eğer İspanya'da yalnız bir gününüz varsa ve bu bir günlük sürede, tüm İspanya'yı gördüm demek isterseniz, Toledo'yu mutlaka görmelisiniz''


 
Meydandaki lokantalardan birinde karnımızı doyurduktan sonra, doğal klima etkisi sağlayan ve düşmanların toplu olarak gelmesini engelleyen daracık sokaklardan yürümeye devam ediyoruz.Daracık sokaklara bakan pencerelerdeki saksılarda yetiştirilmiş olan çiçeklere de gıpta ile baktığımı söylemeliyim.



.

Rehberimiz, Toledo'nun silah ve otantik kılıçlar yapımıyla ünlü olduğunu, hala, otantik bir kılıç fabrikasının olduğunu söyleyerek, bizleri bu fabrikaya götürüyor. Fabrikada, ayrıca el yapımı kılıçları ve ustalarını tanıdıktan sonra, ayrılıyoruz. Çıkışta, hediyelik eşya satan tezgahlarla igileniyoruz. Bazı arkadaşlar,Toledo hatırası olmak üzere, otantik ve minyatür kılıçlardan aldılar. Ben, hediyelik eşya almak yerine, açık olan müzeleri gezmeyi severim.Katedrali gezebilmiştim para ödeyerek.Rehberimiz sayesinde, keyifli, bilgilendirici bir gezi olmuştu bizim içim. Toledo'nun daracık ve oldukça yokuşlu sokaklarında dolaşırken yorulduğumuzun, şimdi farkına vardık ve kendimizi, otobüsümüzdeki koltuklarımıza atarak, Madrid'in yolunu tuttuk.