12 Temmuz 2012 Perşembe

İSTANBUL BOĞAZ’INDA BİR ÖĞLEDEN SONRA 2



                                                    KANLICA KIYILARINDAKİ YALILAR



İzmir’den gelen aile dostu konuğumuz Hülya’yı gezdirmek amacıyla Baltalimanı Çayır caddesine, eski adıyla Behçet kemal çağlar Sokak'a inmiş, oradan da Emirgan Vapur İskelesi’ nden bindiğimiz İDO deniz otobüslerinden biriyle küçük bir Boğaz Gezisine çıkmıştık. 

Sakıp Sabancı Müzesinin önünden süzülerek İstinye koyuna giren deniz otobüsümüz, bazı yolcularını indirmek ve yeni yolcular almak için İstinye İskelesi’ne yanaşmıştı. İstinye İskelesi’nden yeni yolcularını alan İDO ya ait olan deniz otobüsümüz, yavaşça İstinye Koyu’ndan uzaklaşmaktadır.

YENİKÖY SEMTİ VE YALILARI

İstinye Koyu’ndan uzaklaşmakta olan deniz otobüsünden kuzeye baktığımızda, Yeniköy ve kıyıdaki Yeniköy Yalıları görülür. Bu yalılar İstanbul Boğazı’na ayrı bir güzellik katmaktadır. Yeniköy, İstanbul boğazının Rumeli yakasında yer alan en güzel semtlerden birisidir.  

İlçe olarak, Sarıyer'e bağlıdır. Kuzeyinde Tarabya, güneyinde ise İstinye semtleri ile komşudur. Yeniköy'ün yerleşim bölgesi olarak ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmiyor. Bazı kaynaklar Bizans döneminde böyle bir semte rastlanmadığından bahsederken, bazı kaynaklar ise tam aksine, Bizans döneminde ki adını bile vermektedirler. 

Ancak kesin olan, Yeniköy'ün Kanuni Sultan Süleyman'ın (1520-1566) fermanı ile Karadeniz, özellikle Trabzon ve Rize tarafından getirtilen Rum ve Türk ailelerin iskân edilmesiyle kurulduğudur. Yeniköy'de sahilhaneler ve yalılar birbirini kovalar. 

Bunlardan en ünlüsü de Sait Halim Paşa Yalısı’dır. Sait Halim Paşa Yalısı, 1876 yılında Mısır Prensi Abdülhalim Paşa'nın mülkiyetine geçmiştir. Ancak o dönemde yalı harap haldedir ve istenilen büyüklükte değildir. Bu nedenle Çanakkale’li mimar-kalfa Petraki Adamandidis’e bugünkü biçimiyle yeniden yaptırılmıştır. 

Abdülhalim Paşa’nın 1890 yılında vefatı ile mülkü Paşa’nın dokuz evladına kalmıştır. Evlatlarından Sait Halim Paşa, kardeşlerine ait hisseleri satın alarak 1894 yılında yalının tamamına sahip olmuştur. Sait Halim Paşa, Mısır Hıdivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın dört oğlundan biri olan Prens Mehmet Aldülhalim Paşa’nın oğludur. 

1863 yılında Kahire’de doğmuştur. Sait Halim Paşa  ilk ve orta tahsilini Kahire’de özel olarak yapmış, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Daha sonra  İsviçre’de beş yıl siyasal bilgiler öğrenimi görmüştür. Sait Halim Paşa Yalısı, 1995 yılında geçirdiği yangın sonrasında “Başbakanlık Resmi Konuk Evi” adı altında restore edilmiştir. Bu restorasyon 2002 yılında tamamlanmıştır. 

Sait Halim Paşa Yalısı, yangından önceki haline göre değil de inşa edildiği 1860’lı yıllardaki haline göre restore edilmiş, 2004 yılında Göçtur Turizm A.Ş.’nin işletmesine devredilene kadar da kullanılmamıştır. 2007 yılından itibaren Yeniköy Turizm Yatırımları ve Tic. A.Ş.  tarafından işletilmektedir.


KANLICA VE KANLICA KIYILARI


İstinye Koyu’nun masalımsı görüntüsünü bırakarak Anadolu yakasına, Kanlıca kıyılarına doğru yaklaşıyoruz. Karşımızda ve solda Çubuklu Korusu ile son Mısır Hıdivlerinden Abbas Hilmi Paşa'nın yaptırdığı Hıdıv Kasrı'nın seyir terası görülüyor.Hıdiv Kasrı bir şatoyu, seyir terası da kale burcunu andırıyor.

Emirgan’ın karşısında, Anadoluhisarı ile Çubuklu arasında bulunan Kanlıca, boğaza doğru büyükçe bir çıkıntı meydana getirmektedir. Güneyinde Kanlıca Koyu yer almaktadır. Bizanslılar döneminde Kanlıca, Elasos ya da Olasas olarak adlandırılmış olup, zengin ve saraya yakın olanların yazlık olarak kullandıkları bir mekân olmuştur.

Kanlıca İskelesi’nde yer alan İskender Paşa Camii, Kanlıca’nın tarihsel değerlerinden biridir. 1550 ibadete açılan bu camiyi yaptıran İskender Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden biridir. Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. 

Kanlıca’nın en önemli simgelerinden biri ‘’Kanlıca Yoğurdu’’ dur. İstanbul Boğazı’nda bir tura katılanlara ilk söylenenlerden biri ‘’Emirgan’ın çayı, Kanlıca’nın yoğurdu, Sarıyer’in mısırı ve İstiklal Caddesindeki Saray Muhallebisi’’ yenmemişse İstanbul eksik kalmıştır biçiminde olacaktır.Kanlıca'nın yoğurdu meşhurdur.  

Kanlıca yoğurdu  sahilde Çınaraltı'nda pudra şekeri üzerine konularak yenilir. Yoğurdun özelliği yoğurt yapımında kullanılan süt tozu ve üzerine konulan pudra şekeridir. Kanlıca kıyılarına yaklaştıkça, kıyılara yerleşmiş olan tarihi yalıların göz alıcı güzellikleri karşısında hayran kalmamak elde değil. Kanlıca yalıları tarihsel bir kimlik ve öneme sahiptir.

Bu yalıların büyük bir bölümü yangınlarla yok olmuş ve yerlerini yenileri almıştır. IV. Murad devri Şeyhülislamı Bahaî Efendi’nin yaptırdığı bir yalı dikkati çekmiş ve diğer Osmanlı Sarayı yetkilileri de yalılar yaptırmışlardır. Bu nedenle Kanlıca Koyu, Bahaî Körfezi olarak anılmıştır. Mehtabı ile de ünlü olan Kanlıca’da, eski yıllarda boğaz eğlencelerinin düzenlendiğini biliyoruz. 

200 civarındaki kayıkla Bülbül Deresi ağzından Kanlıca Koyu’na düzenlenen mehtap gezileri saz meclisleriyle taçlandırılırdı. Yılda birkaç kez düzenlenen bu çok özel gecelerin seçimi de çok ince astronomik ve kozmik olaylara göre yapılırdı. Evrendeki her kozmik olay insanoğlunu derinden etkilemiştir. 

Özellikle dünyamıza özel iki olgu ‘’Grup Vakti’’ olarak bilinen Güneşin Batışı ile ‘’Mehtabın Doğuşu’’ olarak bilinen Dolunayın Gökyüzünde Yükselişi, bizleri romantik ve metafizik boyutlara götürmüştür.‘’Grup Vakti’’, özellikle sonbahar aylarında, güneşin bulutlarla kucaklaşarak gerçekleşmesi halinde, bir de deniz kenarında ve sevgilinizle birlikte iseniz, tüm yaşamınızın en anlamlı ve romantik olayı olabilir.

 Mehtap Kültürü biraz daha farklıdır. Bulutsuz bir havada, Dolunayın yükseldiği bir gecede oluşan görüntü, müzik ve sesle birleştirilerek olağanüstü bir şölene dönüştürülürdü. Bu şölenin aksamaması için de başka bir saz eğlencesinin olmamasına da özen gösterilirdi. Şairler ve romancılar bu iki doğa olayından ilham almışlar ve edebiyatımızın zenginleşmesini sağlamışlardır. 

Bu tür mehtaplı gecelerden ilham alan Şair Yahya Kemal Beyatlı ‘’Geçmiş Yaz’’ adını verdiği şiirinde, Boğaziçi'nin bu ünlü körfezinden, Kanlıca Körfezi’nden dem vurarak, ‘’o ‘dalgın suya' sevgilinin bakmasını ister. ‘’Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde; / Mehtap... iri güller... ve senin en güzel aksin...’’

Her anını, her rengini, her şiirini hazdan.
Hala doludur bahçeler en tatlı sesinle!
Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan

Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinden;
Mehtap... iri güller... ve senin en güzel aksin...
Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde!

Şairin sözünü ettiği Kanlıca, mehtabı ve mehtap âlemleriyle ünlüdür. İki yüz, üç yüz kayıkla, Kanlıca Körfezi'nden Boğaz'a açılarak yapılan mehtap gezileri birçok romanın sayfaları arasına girmiş ve birçok şiirin mısralarına yerleşmiştir. Körfezin etrafında bulunan koru bülbül yatağı olduğundan, buradan denize dökülen dereye de, ‘’Bülbülderesi’’  adı verilmiştir.Yalılar; Boğaz Turu yapanlara göz ziyafeti çekerler ve masalımsı bir hava yaratırlar. 

Ondokuzuncu yüzyıldan itibaren Osmanlı’nın önde gelen devlet adamları yaz mevsimlerini, İstanbul Boğazı kıyılarında yaptırdıkları yalılar ve kasırlarda geçirirlerdi. Yalılar için en uygun mekânlardan biri de Kanlıca idi. Tanzimat döneminin en önemli paşalarından olan Ali Paşa’nın Kanlıca’daki yalısında çok önemli siyasi görüşmelerin yapıldığı ve anlaşmaların yapıldığı söylenceler arasındadır. 

Kanlıca’nın en önemli yalılarından biri Saffet Paşa Yalısı’dır. Kanlıca Koyu’nun sol tarafında yer almaktadır. Üç Osmanlı Padişahının Hekimliğini yapmış olan Hekimbaşı Salih Efendi tarafından yaptırılan ve kendi adıyla anılan Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı İstanbul Boğazı’ndaki güzellik abidelerinden biridir. Boğaz turuna katılanlar tarafından en çok fotoğrafı çekilen yalılardan biridir. 

1978 yılında aslına uygun olarak yenilenmiştir. Abdülmecit’in de hekimbaşılığını yapan Salih Efendi, iki oda ve bir sofa olarak aldığı yapıyı genişletmiştir. 1699 yılında yaptırılan Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı da dikkat çeken yalılardan biridir. Başlangıçta, deniz kenarında 80 metrelik bir cepheye sahip olduğu söylenir. Boğazın iki yakasında eşsiz mücevherler gibi sıralanmış olan yalılarımız her geçen gün azalmakta ve yerlerini betonarme yapılar almaktadır. 

Elde kalanlardan bazıları da harap ve bitik bir haldedir. Bunlardan biri de Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı’dır. Günümüze ulaşan bölümü, selamlık dairesinin divan bölümüdür. Arkasından itilmiş de denize düşmekte iken deniz tarafındaki kazıklarla desteklenmiş gibi görünen yalı, boğazın en pahalı yalılarından biridir. Neyse ki bu yalı ile ilgili yenileme çalışmalarının başlamış olması yüreğimizi ferahlattı. 

Kanlıca’nın simgelerinden bir başkası da ‘’Mihribat Korusu’’ dur. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılan ve III. Ahmed’e armağan edilen Mihribat Kasrı’nın giderek büyümesiyle ortaya çıkan koruya bu ad verildiği söylenceler arasındadır. Mihrabat Korusu’nun da, başta Yahya Kemal Beyatlı olmak üzere, çeşitli yazar ve şairlere ilham kaynağı olduğu söylenir. Otağtepe de Kanlıca’nın önemli ve tercih edilen tarihsel mekânlarından biridir. Otağtepe’de Tema Vakfı’nın düzenleyip, geliştirdiği Doğa Kültür Parkı bulunmaktadır.

Bir sonraki yazımda Anadoluhisarı ve Kandilli çevrelerini yazmaya çalışacağım.

Kaynaklar:


Kaynaklar:

1)     Vikipedi (Özgür Ansiklepodi)

2)     http://www.mehmetakinci.com.tr

3)     İstanbul Büyükşehir Belediyesi internet sitesi